inönü forum

@eaglefckss

Mayıs 2026 tarihinden beri yazar
vincenzo italiano
dünkü entry’de (bkz: #799) yazdığım gibi ssport plus’ta bologna’nın son 3 lig maçının 90 dakikalık tekrarlarını bulabiliyorsunuz. vincenzo italiano’nun gelişinin resmiyet kazanmasının ardından ben de dün bıraktığım yerden devam edip önce napoli, ardından atalanta maçlarını izledim. baştan söyleyeyim; burada detaylı taktik analiz iddiam yok. uzmanlık alanım değil. sadece iki 90 dakika üzerinden, izleyici gözüyle gördüklerimi paylaşmak istiyorum. zaten iki maç izleyerek bir teknik adam hakkında kesin hüküm vermek de doğru olmaz. öncelikle napoli maçı bence değerli bir referans. iki takımın da hedefi olan bir maç. napoli şampiyonlar ligi hedefiyle, bologna ise avrupa bileti hedefiyle sahada. böyle bir deplasmanda italiano’nun bologna’sı bana göre oldukça cesur ve değerli bir oyun oynuyor. ilk dikkatimi çeken şey ön alan baskısı oldu. napoli kendi yarı sahasında oyun kurmak istediğinde bologna en az 6 kişiyle baskıya çıkıyor. bu baskı her saniye aynı şiddette değil ama baskı fikrinden kolay kolay vazgeçmiyorlar. yani takım beklemeyi değil, rakibin oyun kurulumunu bozmayı düşünüyor. ikinci dikkat çeken nokta, baskıdaki adam paylaşımı. napoli’nin hücum hattındaki oyuncularından biri geriye gelip top almaya çalıştığında, bologna savunmacısı çoğu zaman pozisyonunu terk edip oyuncuyla beraber rakip yarı sahaya kadar çıkıyor. özellikle bekler joao mario ve miranda ile stoper lucumi’nin bazı pozisyonlarda çok agresif şekilde öne çıktığını gördüm. bu da hocanın savunmayı sadece kendi ceza sahası çevresinde değil, rakip yarı sahada başlatmak istediğini gösteriyor. tabii bu oyunun doğal riski de var. baskı kırıldığında arkada geniş alanlar kalabiliyor. bologna bunu hızlı oyuncularla ve yoğun geri koşuyla tolere etmeye çalışıyor. napoli maçında yedikleri iki gol doğrudan bundan kaynaklanmadı bana göre ama genel olarak oynatmak istediği oyunun yüksek konsantrasyon istediği çok açık. konsantrasyon düştüğü anda savunmada aksaklık yaşama ihtimali var. hücum tarafında ise kanat kullanımı oldukça enteresan. napoli maçında bernardeschi solda başlıyor ama birçok pozisyonda merkeze gelip oyun kurucu gibi davranıyor. hatta merkezden sola sarktığı bir pozisyonda bekle yaptığı al-ver sonrası güzel bir şutla golü buluyor. atalanta maçında ise sağ tarafta daha çizgiye yakın kullanıldığını gördüm. yani hoca aynı oyuncuyu rakibe ve maç planına göre farklı rollerle kullanabiliyor. benzer şekilde napoli maçında orsolini sağda daha kanat forvet gibi oynarken, atalanta maçında ters kanatta rowe üzerinden benzer bir rol kurulduğunu gördüm. iki maç arasında sadece bir hafta var ama hücum planında ciddi esneklik var. iki maçta da bologna’nın güçlü rakiplere karşı net gol pozisyonlarına girebilmesi bence tesadüf değil. forvet castro da iki maçta bağlantı oyununda önemli işler yaptı. sadece ceza sahasında bekleyen bir santrfor gibi değil, hücumun akışına katılan ve kanat/merkez bağlantısını kuran bir oyuncu gibi kullanılıyor. bu tarz bir forvet profili, italiano’nun oyununda önemli görünüyor. sonuç olarak bologna bu iki deplasman maçını da kazanıyor. napoli’ye karşı topa sahip olma konusunda kafa kafaya kalıyor, atalanta’ya karşı ise daha fazla topa sahip oluyor. goller de çoğunlukla tesadüfi değil, organize gelişen pozisyonlardan geliyor. maç sonu istatistikleri de oyunun sadece skorla açıklanamayacak kadar dengeli ve planlı olduğunu gösteriyor. kendi adıma şunu söyleyebilirim: bu iki maç italiano hakkındaki fikrimi olumlu etkiledi. cesur, önde baskı isteyen, kanat rollerini esnek kullanan ve rakibe göre plan yapabilen bir hoca profili gördüm. ama aynı zamanda bu oyunun beşiktaş’ta çalışması için doğru kadro mühendisliği gerektiği de çok açık. hızlı savunmacı, tempolu orta saha, bağlantı kurabilen forvet ve oyun aklı yüksek kanat oyuncuları bu sistemde çok önemli olacak. yani iki maçla “kesin başarılı olur” ya da “olmaz” demek mümkün değil. en az 25-30 maç izlemek gerekir ki buna zaman bulmak da kolay değil. ama ilk izlenimim şu: italiano’nun oyunu beşiktaş’ta heyecan yaratabilir. yeter ki bu oyun fikrine uygun kadro kurulabilsin. zaman buldukça diğer maçlarına da bakmaya çalışacağım. iyi forumlar herkese.
1
|
eaglefckss
05.06.2026 16:41
vincenzo italiano
italyan ekolünde yetişmiş, sivrilmek için oyununu evrimleştirerek kendini italya liginin her aşamasında ispat eden hoca. özellikle oynattığı yüksek presli hücum futbolunun göze hoş geleceğini düşünsem de birçok risk barındırıyor olması en büyük çekincem. her şeyden önemlisi önder özen ve vincenzo'nun iyi bir iletişim kurarak hem bu lige hem hocanın oyununa uygun futbolcuları bir an evvel takıma kazandırması bana göre. bu olmadıkça hiç kimsenin başarılı olma şansı yok. daha detaylı incelemek isteyenler eğer ssport plus üyelikleri varsa bologna'nın inter, atalanta ve napoli maçlarının 90 dakika tekrarlarını izleyebilirler. son olarak; lasciatemi cantare perche' ne sono fiero sono un italiano un italiano vero
0
|
eaglefckss
04.06.2026 22:32
4 haziran 2026 beşiktaş gain bahçeşehir koleji basketbol maçı
devreye 48-43 önde giriyoruz. ilk yarının özeti bence çok net: hem birinci hem ikinci çeyrek başlangıçlarını kötü yaptık ama ilk maça göre temel fark üçlük yüzdemiz oldu. kötü oynadığımız bölümlerde yine boş şut kaçırdık, ritim kaybettik; fakat yüzdeli oynadığımız anda oyunun iplerini direkt elimize aldık. zaten bu takımın alametifarikası da buradan geçiyor: yüksek yüzdeyle şut attığımız her maçta rakibe ciddi problem çıkarıyoruz. ilk kırılmada matt thomas ve sertaç’tan, ikinci kırılmada ise yiğit, jonah ve zizic’ten gelen ekstra katkı aslında nasıl bir takım olduğumuzu özetliyor. sayı dağılımını ne kadar fazla oyuncuya yayabilirsek maç bizim için o kadar kolaylaşacak. çünkü beşiktaş tek oyuncunun eline bakmadığında çok daha tehlikeli bir takım. eksi tarafa gelirsek; bahçeşehir’in farkı açtığı iki bölümde de boyalı alanı domine etmesi canımızı yaktı. ne zaman savunmayı sertleştirdik, o anlarda farkı hızlıca kapatıp öne geçtik. bu yüzden ikinci yarıda özellikle ikili oyun savunmasına ve pota altı yerleşimine dikkat etmek gerekiyor. rakip henüz keskin şutör ritmini tam bulabilmiş değil; bunu bulmalarına izin vermeden oyunu fiziksel tarafta tutmalıyız. iyi bir üçüncü çeyrek başlangıcı yapabilirsek son çeyreğe daha rahat girebiliriz. ama bahçeşehir’in direnci henüz kırılmış değil. ilk 3-4 dakika çok kritik. burada rehavete değil, savunma sertliğine ihtiyacımız var. edit: beşiktaş gain, üzdü. maç sonu yazmaya hevesliydim ancak gerek yok. önümüzdeki maçlara bakacağız.
0
|
eaglefckss
04.06.2026 18:01
4 haziran 2026 beşiktaş gain bahçeşehir koleji basketbol maçı
normal sezonu yalnızca 1 sayı averajıyla ikinci tamamladığımız 2025/2026 sezonunun play-off yarı final serisinde ikinci maç. öncelikle dünkü entry’de beşiktaş basketbolunun benim izlediğim dönemlerini anlatmaya çalışmıştım; hem hafızalarımızı tazelemek hem de şubeyi daha yeni takip eden arkadaşlar için. (bkz: #761) bunu yazmamın sebebi de tam olarak şu: çok önemli bir seri oynarken beşiktaş basketbolundaki heyecanın geçen seneye göre azalmış olduğunu hissediyorum. geçen yıl efes’le oynadığımız ve geçtiğimiz yarı final serisinde ilgi çok daha yüksekti. bu sezon ise çok daha başarılı bir yıl geçirmemize rağmen aynı havayı yakalayamamış gibiyiz. bu durum beni üzüyor. çünkü bu takım, eurocup finalinin yarattığı hayal kırıklığına rağmen, çok daha fazlasını hak ediyor. seriye gelecek olursak; bu sezon karşı karşıya geldiğimiz 4 maçta olduğu gibi kolejlileri beşinci maçta da yenmeyi başardık. üstelik bunu maçın özellikle ilk yarısında sadece 1 üçlük isabeti bulduğumuz, dış şut yüzdemizin berbat olduğu bir günde yaptık. böyle bir maçta kazanmak değerli ama aynı zamanda uyarıcı. çünkü final hedefliyorsak, hele ki olası rakip fenerbahçe olacaksa, bu seviyede bu kadar düşük şut yüzdesiyle ayakta kalmak her zaman mümkün olmayabilir. ilk maçta kaptan yiğit’in özellikle kırılma anlarında bulduğu sayılar çok kritikti. çeyrek final serisinden beri hakkında çıkan haberlerle yıpratılmaya çalışılan bir oyuncunun böyle anlarda sorumluluk alması ayrıca değerli. bu tarz karakter maçları, play-off serilerinde bazen istatistikten daha fazla şey anlatır. bahçeşehir’e karşı bu sezon psikolojik üstünlüğümüz olduğu çok açık. ilk maçta da bu üstünlüğün kırılmadığını gördük. fakat serinin ikinci maçından itibaren gerginliğin artacağını düşünüyorum. çünkü bahçeşehir tarafının bu eşleşmeye normal bir seri gibi bakmadığı da ortada. ilk maçtan sonra conor morgan üzerinden dönen sosyal medya gündemi ve bazı paylaşımların haddini aşması (rakip takımın sahibi bunu love-hate relationship olarak adlandırıyor), serinin saha dışı tarafının da ısınabileceğini gösteriyor. açıkçası ben beşiktaş’ın bu gerilime fazla takılmadan, sahada kendi oyununu kabul ettirmesi gerektiğini düşünüyorum. burada asıl mesele şu: beşiktaş bu seriyi ne kadar soğukkanlı oynarsa finale o kadar yaklaşır. bahçeşehir’in ritim bulmasına izin vermemek, top kayıplarını azaltmak, ribaundda ezilmemek ve özellikle boş şutları daha yüksek yüzdeyle cezalandırmak zorundayız. ilk maçtaki kötü dış şut performansına rağmen kazanmak güzel; ama bunu “nasıl olsa kazanıyoruz” rahatlığına çevirmemek gerekiyor. olası finalde fenerbahçe’ye karşı şansımız geçen seneye göre bana kalırsa daha yüksek. geçen yıl yüzde 5 diyorsam, bu yıl yüzde 20’leri konuşabiliriz. çünkü beşiktaş artık sadece direnç gösteren değil, doğru oynadığında büyük bütçeli takımlara ciddi problem çıkarabilen bir takım. ama bunun için önce bu seriyi ciddiyetle bitirmek gerekiyor. umarım saat 20.00’deki maçı kazanıp finale bir adım daha yaklaşırız. futbolda transfer döneminin henüz başlamadığını da düşünürsek, camianın enerjisini biraz daha basketbola çevirmesi gerekiyor. çünkü bu takım sadece alkışı değil, dolu salonu ve gerçek ilgiyi de hak ediyor. sevgiler.
1
|
eaglefckss
04.06.2026 12:06
dusan alimpijevic
beşiktaş basketbolunu küme düşme hattından alıp yeniden zirve ihtimaline inandıran adam: dušan alimpijević. beşiktaş basketbol tarihine bakınca çok net bir desen görüyorsun: dönem dönem parlayan, taraftarı heyecanlandıran ama o heyecanı sürdürülebilir bir düzene çevirmekte zorlanan bir şube. milangaz sezonunu ayrı yere koyuyorum; çünkü o sezon zaten kulüp tarihinin zirvesi. ama tam da mesele orada başlıyor. müthiş bir organizasyon kurulmuşken, tam kalıcı euroleague kapısı aralanmışken, bir anda her şey dağıldı ve o başarı taraftarın hafızasında biraz da ukde olarak kaldı. daha eskiye gidersek 2000’de koraç kupası çeyrek finali gören takım var. ben o dönemleri yaşayarak hatırlayacak yaşta değildim ama sonradan bakınca kıymeti büyük. benim beşiktaş basketboluyla asıl bağ kurduğum dönem ise cola turka yıllarıydı. el-amin’in akatlar’a karakter kattığı, “akatlar adamı sakatlar” hissinin gerçekten yaşandığı, her serbest atıştan sonra tribünlerin “amiiin” diye bağırdığı dönem. efes’le final oynamak, uleb cup’ta grup aşamasını namağlup geçen ilk takım olmak, akatlar’ın rakipler için zor deplasmana dönüşmesi… bunların hepsi çok değerliydi. ama yine de o dönem de kalıcı bir üst seviye organizasyona dönüşemedi. sonra milangaz geldi. burayı uzun uzun anlatmak için 5000 karakter dahi yetmez, o yüzden kısa geçeceğim. kupa olarak, kadro olarak, hikâye olarak en büyük sezonumuzdu. fakat sadece bir yıl sürdü. beşiktaş basketbolu yine bir kibrit gibi yandı; çok parlak, çok sıcak, çok heyecan verici ama kısa. ufuk sarıca dönemi gibi denemeler oldu. ahmet kandemir döneminde banvit ekolünden gelen gençlerle, özellikle alperen’in parladığı sezonda yeniden umutlandık. o sezon 18 yaşındaki bir oyuncuyu sezon mvp'sine dönüştürecek bir takımı çok düşük maliyetlere kurduk ama o projenin devamı da bir sonraki sezon son saniyede ligde kalmaya kadar savruldu. yani mesele sadece iyi oyuncu bulmak ya da bir sezon iyi hava yakalamak değildi. mesele bir akıl, bir sistem, bir süreklilik kuramamaktı. tam burada dušan alimpijević geldi. dušan’ı benim gözümde farklı yapan şey sadece aldığı sonuçlar değil. burayı basamak olarak değil, gerçekten evi gibi görmesi. beşiktaş’ta çok oyuncu, çok koç gelip geçti; bazıları iyi iz bıraktı, bazıları sadece kariyer durağı olarak gördü. dušan’da ise “en az bizim kadar beşiktaşlı bu adam” hissi var. bu yüzden de her mağlubiyetten sonra düzenin sorgulanmasını, her final kaybından sonra hocanın tartışılmasını çok sağlıklı bulmuyorum. geldiği ilk sezonda önce savunma üzerinden bir kimlik kurdu. bir önceki yıl ligde son anda kalan takımı; eurocup, bsl ve türkiye kupası yarı finaline taşıdı. bu bile tek başına büyük mesajdı: doğru organizasyonla beşiktaş basketbolu yeniden yukarı çıkabilir. ikinci sezonda oyun karakteri değişti. savunma kimliğinin yanına daha cesur, daha hücum odaklı bir yapı eklendi. türkiye kupası ve lig finali geldi. üstelik bu yolculukta çok daha büyük bütçelerle kurulan takımlarla başa baş oynandı, efes gibi bir dev geçildi. evet bu dönemde eurocup bir hayal kırıklığı oldu ancak ilk sezonda nasıl savunma kurulduysa ikinci sezon da hücum kuruldu. beşiktaş kimlik kazanmaya, mentalite sahibi olmaya devam etti. hiç yerinde saymadı. beşiktaş’ın iki yılda geldiği nokta, bütçeden önce organizasyonun ne kadar önemli olduğunu gösterdi. üçüncü sezonda hedef artık daha büyüktü. yani euroleague. süper kupa finali son topa kaldı, türkiye kupası finali oynandı, ligde normal sezon zirve yarışının içinde bitirildi(sadece 1 sayı averajıyla ikinci olduk), eurocup’ta final görüldü. evet, o çok istediğimiz kupayı alamadık. evet, final kaybetmek can yakıyor. ama şu tabloyu da unutmamak gerekiyor: beşiktaş artık avrupa’nın ikinci kupasında final oynayan, türkiye’de final hattına yerleşen, büyük bütçeli takımların karşısında “acaba” dedirten bir takım haline geldi. buna başarısızlık demek bana haksızlık gibi geliyor. çünkü beşiktaş basketbolu yıllarca ani parlamalarla yaşadı. cola turka heyecanı parladı, söndü. milangaz alev aldı, dağıldı. gençlik projesi umut verdi, devamı gelmedi. dušan döneminin farkı ise ilk defa bize bir plan, bir istikrar, bir yön duygusu vermesi. bu düzen hâlâ kusursuz değil; elbette kadro hataları, maç içi hatalar, kaçan fırsatlar var. ama beşiktaş’ın yıllardır eksik olan şeyi de tam olarak bu: devam edilebilir bir basketbol aklı. o yüzden mesele sadece dušan’ı savunmak değil. mesele beşiktaş basketbolunda ilk defa uzun vadeli bir hikâyeye tutunma ihtimalini savunmak. yarın play-off yarı final ikinci maç var. umarım yarın ikinci maçı cumartesi üçüncü maçı kazanarak finale kalacağız. geçen yıl finalde şansımız bana göre yüzde 5’ti; bu yıl yüzde 20’lere çıkmış hissediyorum. belki yine yetmeyecek, belki yine canımız yanacak. ama artık en azından şunu biliyoruz: beşiktaş basketbolu bir daha sadece anlık heyecanlara mahkûm olmak zorunda değil. bir ekole dönüşüyor, gelişerek devam ediyoruz. kim bilir, belki buraya bir sonraki entry’yi daha büyük bir hikâyenin ardından yazarız...
2
|
eaglefckss
03.06.2026 20:11
ilhan palut
aslında beşiktaş'a çok yakıştırdığım ve elbet bir gün hoca olarak takımın başında görmek istediğim kişi ancak bazı soru işaretleri halen mevcut. ilhan hoca. kariyerine hataysporda teknik direktör olarak başlıyor, daha önce de yardımcı hocalık yapmış hem hatayda hem kırıkhanda. hatayda 2.ligdeki takımı 2 sezonda yükseltiyor. 1.ligde çıktığı ilk sezonda takımı playofflara ulaştırıyor ancak playoff finalinde kaybediyor. buna rağmen 2. ligdeki referans 2. sezondan sonra hoca ile yeni sezona başlıyor hatay. fena olmayan başlangıç olsa da sezon devam ederken hoca hataydan ayrılıyor ve göztepenin başına geçiyor. süperligdeki goztepeyi o sezon ligin ortalarında tutuyor ve genel olarak maçları gollü geçiyor. bir sonraki sezona da goztepede baslayan hoca fena olmayan bir başlangıç yapsa da ilk yarının ortalarindan sonra 6 maçta 5 mağlubiyet alarak goztepeden de ayriliyor. burada en dikkat çeken kısım bu iki takımda da mağlubiyet serilerinin yaşandığı dönem sayısı. yani bulunduğu iki takım da sezon içinde bazı bölümlerde düşmüş ve mağlubiyet serisine dönmüş bu durum. bazen toparlayabilmiş, toparlayamadiginda takımdan ayrılmak durumunda kalmış. biraz sonra bahsedeceğim rize macerasında da bu durum yaşandı. hoca oyun olarak bir şeyler oturttuğunda dahi belli dönemlerde kırılma yaşıyor ve çalıştırdığı takımların ritmini etkiliyor bu durum. belki de en başarılı olduğu takıma konyaspor'a pek ara vermeden gidiyor hoca. yari sezonu tamamladiktan sonraki ilk tam sezonunda bizim ve gs'nin çok geride kaldığı 21-22 sezonunda ts ve fb ardından 3. olarak konferans liginde play-off oynuyorlar. burada bate borisovu eleyip vaduz'a elenince hocanın avrupa macerası da konferans ligindeki 4 eleme maçıyla son buluyor. 2g,1b,1y alsa da devam edemiyor. belki o gün o devam etmesi ve başarılı olması bize hoca hakkında birçok referans verirdi ancak maalesef hikaye erken bitiyor ve devam eden sezonda yine takımdan ayrılıyor. ancak takımdan ayrılırken sanıyorum konyasporda en yüksek puan ortalaması yakalayan hocalardan biri olarak takimdan ayriliyor. yaklaşık 1.70 mbpo ile. beni en büyük hayal kırıklığına uğratan kariyer basamağı ise rizespor ile olan birlikteliği. her dönem bence avrupa'yı zorlayacak kadro verildi ancak bana göre hocanın en başarısız olduğu yer rizeydi. üstüne çok konuşmak istemiyorum ancak hocanin kimliği ile rizenin kimliği pek uymadı. ve rizede en dikkat ceken değişim hocanın basın toplantilarindaki tutumunun sertleşmesi olarak gözüme çarptı. bundan ne gibi bir sonuç çıkarılabilir pek bilmiyorum ancak hoca rizede bence başarısızdı ve başarısız olunca da bunu ne derece olgunlukla karşılayabiliyor biraz soru işareti oluşturdu bende. tüm bu soru işaretlerine rağmen yine sezon ortası çok kötü bir durumda olan konyaspor'a gelip de kısa çözümlerle bir anda neredeyse avrupa ligi play-offu oynatacak olması ise mentalinin kimyası uyuşan takımlarda ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. buraya kadar anlattıklarımı neden anlattığıma gelince sebebi şu; günlerce fikrimizin az olduğu kişiler hakkında gelsin, gelmesin diye konuşup duruyor ve birileriyle kiyasliyoruz. ben ilhan hocayi cok seviyorum ve bir oyun kimliği olduğuna da eminim. rastgele bir hoca değil ve futbolu, türkiye ligini biliyor. ancak okan buruk ile kıyaslamak hiç doğru değil. okan gs'ye gelmeden once şampiyon oldu. hem avrupa liginde hem şampiyonlar liginde çok güzel referans verecek maçlar oynadi. bunlar disinda akhisar ile kupalar kazandı. ilhan hocanın ise ilk kupa şansının çok zor bir sezonda kıl payı kaçması göz önünde olsa da başka referansı olmadığını belirtmek istiyorum. belki önümüzdeki yıllarda çok büyük başarı sağlayacak ancak bu kaos ortamında sakinliği sağlayabilir mi? basın toplantısında akbaba gibi bekleyen etkileşim sevdalısı muhabir bozuntularina kaç hafta direnebilir. şampiyonluk apoletini takmış sergen yalçın'a bu kadar sabır göstermeyen taraftar ilhan hocaya -ozur dileyerek söylüyorum- bu çobanı nerden buldunuz demeyecek mi? böyle dönemlerde bizim bir tık referansı olan insanlara ihtiyacımız var. aksi durumda en ufak bir kaos ortamı -ki hiç zor değil, bir avrupa yenilgisiyle temmuzda başlayabilir - bizi yine tesbih tanedi gibi dağıtır. ilhan hocanın meydan okuma konusunda kendine güveneceğini düşünüyorum ve teklif yapılsa ben hazırım diyebilir ancak biz ona zarar veririz diye düşünüyorum. sonuca gelirsek bizim ocu, bucu, şucu olacak halimiz de moralimiz de kalmadı. bir teknik direktörü isterken veya istemezken gerçekten uzun uzun nedenini konuşmadan mantıklı bir sonuca varabilecegimizi düşünmüyorum. arda turan için tag açıp daha büyük başarıyı daha kısa zamanda yakalamış filipe luis için çoban derseniz bunu açıklamanız gerekiyor. teknik direktör bulacağız elbet, umarım bizim için en iyisi olur ancak bulduktan sonra bu adama nasıl sahip çıkacağız bu kısım beni endişelendiriyor. uzun oldu ama bence uzun uzun konuşmalıyız. tek başına gelsin ya da gelmesin deme devri bitmesi gerekiyor, neden sorusunu herkese sormalıyız. bayramınız mübarek olsun..
5
|
eaglefckss
28.05.2026 12:07
filipe luis
az önce murat özen'in girdiği haberle monaco ile anlaştığı söyleniyor. bence çok hırslı, çok farklı oyun planlarına sahip, ayrıca çok uzun yıllar bir taktisyenin teknik direktörlüğü altında oyunculuk yapmış olması onun bize katacağı çok şey olduğunu gösteriyordu. negatif olarak ise flemengoda yaşadığı chelsea'ye kaçma planını düşününce bir açıdan da bu durumu olumlu görebiliyorum. hayırlısı olsun.
0
|
eaglefckss
27.05.2026 22:42
geçiş futbolu
günümüzde 'modern futbol' anlatısında başarı sağlamanın en kolay yolu. özellikle ülkemizde üzerine sayısız damga vurulmuş, başarısızlığa bahane olarak sunulmuş ve avrupada en üst seviyede bile ilk plan olarak görülen -1,2 takım dışında ki bu takımların da 2. veya 3. planlarıda mutlaka var- geçiş futbolu maalesef sosyal medya fenomenlerimiz ve kaşarlaşmış medyacılar yüzünden öcü gibi bakılan bir sistem haline dönüşmüştür. her futbolcu veya teknik adam transferinde 1-2 dakikalık videolarda kontratak golü gördüğü anda bu geçişçi, anadolu topçusu, anadolu takımı oluruz gibi yorumlara maruz bırakılan insanlar aslında birçok durumda elimizde bulunan kadroya değer katacak kişiler. 4 yıl şampiyon olan gs'nin 4 sezonda da ana planı olan geçiş oyununu kalan takımlara öcü gibi gösteren medyanın bizlere oyun oynadığını söylemekten çekinmeyeceğim. şampiyonlar ligi yarı final ve çeyrek final etabında neredeyse tüm takımların geçiş kovalayıp ön alan baskılarıyla kendilerine bu şansı yaratarak goller bulduğu maçları herkes izledikten sonra bu oyuna nasıl oluyor da bu kadar öcü gözüyle bakılıyor olması genel kitlenin bir şekilde yanlış yönlendirmeye maruz kaldığının özeti gibi geliyor. diğer yandan da dikine gidebilen, topla mesafe katedebilen oyunculara 'of ya bu geçişçi anadolu faresi' diye itibarsızlaştırma yapma bizi ileri değil, geri götürüyor bunu her seferinde atlıyoruz. gelelim neden insanlar bu kadar kolay manipüle olabiliyor durumuna. bu kısımda da 5 senedir süren başarısız politikalar, yönetim başarısızlıkları, teknik başarısızlıklar gibi konular konuşulurken suçluların adının çok geçmemesi adına suçu sisteme atıp suçluları kamufle etmeye odaklanan aparatlar olduğundan plan kurup teknik direktör veya oyuncu seçimi yaparken 'geçiş futbolu' hikayedeki kurbana dönüşüyor. yoksa her yönetim eleştirirken mevcut durumu bugüne getirenlerin adının halen zikredilebilir olması mümkün olur muydu?!! son beş yıldır süperstar ya da yıldız diye gelen oyunculardan ne verim alabildik? süperstar kategorisine özellikle pjanic, dele ali, immobile varken giremese de rafa en büyük katkıyı aldığımız oyuncu oldu. onun da karakter problemleri yollarimizin ayrilmasina sebep oldu. diğer yandan iyi transferler dediğimiz transferleri de bence bu devre arası yaptık çoğunlukla. ayrıca gedson tabii. gedsona ayrı parantez açıyorum çünkü gittiği güne kadar taraftarın yarısından fazlası içinden geçti. sahip olduğu tempo, dribbling becerisi üst düzey olmasına rağmen özellikle son paslar da hayal kırıklığı yaratsa da orkun ile yan yana arkalarında bir orta saha oynadıkları senaryoda bambaşka bir oyuncuya dönüşüp o 2. forvet koşularını atabilirdi. tabii kendisi de 'gecis faresiydi'. hedeflerimize kısa sürede ulaşmak istiyorsak bu tarz oyuncularla bu oyunu oynamamız gerekiyor. 'geçiş futbolu' öne geçtikten sonra 7 savunmacıyla savunma çizgisini kurgulayacağız demek değildir. bu da işin teknik hatası işte. yanlış insanlara yanlış sorumluluklar verirseniz, size izlettikleri şey bir anda karman çorman içine her türlü şey eklenen güya iyileşmek için içilen ancak daha çok mide bulandıran çorbalara benziyor. çok iyi geçen ya da zor süreçlerde sakinliğini koruyabilecek takımını da buna uygun motive edebilecek lider varsa oynadığınız oyun rakibin üzerinde her daim baskı yapar. 80. dakikadan sonra gole ihtiyacınız varken baskı hisseden taraf sizseniz bu sefer lideriniz doğru değildir ya da takımda eksikler vardır. hayır ben yine de set oyunu görmek istiyorum diyen arkadaşlara da şunu söylemek gerekiyor. ana planı set oyunu olan takımlardan sanırım en göze çarpanı barcelona. messi sonrası sancılı bir dönem yaşadılar. tabii mali konular da üstüne eklenince bu dönem biraz uzadı ancak bu dönem yapılanmaları için bir firsat da oldu. mevcut set oyununu güçlü bir şekilde oynamalarına rağmen, çok yetenekli ayaklara sahip olmalarına rağmen halen bunu kusursuz oturtmak çok zaman aldığı için sıkıntı yaşıyorlar. kaybettikleri atm çeyrek final maçının ikinci maçına baski+geçiş oynayarak dönmeye çalıştılar. hücumları hızlıca sonlandirarak rakibi bozmaya çalıştılar. barça uç bir örnek olarak görülebilir, evet savunmada büyük eksikleri var bunun da farkındayım ancak burdaki kastım bir takima set oyunu varyantları çalıştırıp öğretmek çok daha uzun ve zaman alan bir şey. bana makul geleni ise yüksek baskı yapıp kaptiklari topları kullanabilecek oyuncuları olan ve iyi bitiricilerle hızlıca gol atıp kazanabilen bir takım uzun vadede sete oturduğunda da set hücumu alışkanlıklarina sahip olabilmeli zaten. eğer burada eksik varsa zaten bir türk takımı olarak avrupada başarılı olma ihtimalin pek olmaz. iyi oyuncular da işin bu kısmı için varlar zaten. önemli olan doğru oyuncuları bulabilmek. sonuç olarak yıllarca bize öcü gibi gösterilen 'geciş futbolu' kısa sürede başarı vaat eden, rakipleri baskı altına alacak ve gelişimine devam eden oyuncularınızı daha da geliştirecek modern futbolun en önemli ve net sonuç alan planıdır. umarım anlaşılabilmişimdir, teşekkürler...
3
|
eaglefckss
27.05.2026 16:20
bülent uslu
20-21 yılında takım şampiyon olduktan dikkatimi çeken 2 şey; -anç'nin olduğu meşhur poster -bülentin kitap yazması şampiyonluğa giderken her ne kadar büyük katkısı olduysa da kötü günlerde de büyük zararı oluyor. bjk yöneticiliği hayalini bırakıp bir yorumcu olarak kendini bjkye adarsa çok faydalı olur ancak medya birimi kurduğundan beri zararı çok daha fazla maalesef.
0
|
eaglefckss
27.05.2026 14:15
«
/2»